
Son günlerde tartışmalara neden olan HDP’ye kapatılma davası açılması, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, Gezi Parkı başta olmak üzere bin 14 kamu taşınmazının vakıflara devredilmesi gibi kararlar erken seçim iddialarını güçlendirdi. Oksijen yazarı Bekir Ağırdır, tartışma yaratan bu kararla ilişkin kaleme aldığı yazısında dikkat çekici bir değerlendirmede bulunuyor ve iktidarın seçim kaybetmesi durumunda bir yıl içerisinde yeni seçime gidilmesi yönünde bir oyun planı kurduğunu belirtiyor.
Son dönemde alınan kararların bir siyasi bir de toplumsal yönü olduğunu belirten Ağırdır, “HDP’yi kapatma davası ve Gergerlioğlu fezlekesi üzerinden zihni iktidar koalisyonunun devletçi ve milliyetçi kanadını mutlu ederken, İstanbul Sözleşmesi ve vakıflara devredilen taşınmazlar üzerinden de bu zihni koalisyonun İslamcı kanadını memnun ediyor. Aynı zamanda muhalefetin göstereceği tepki üzerinden zihni iktidar koalisyonunun bir arada durmasının, konsolidasyonunun siyasi ve ekonomik temellerini örüyor. Karar yüksek mahkemeden dönse bile amaç sağlanmış olacak” ifadelerini kullanıyor.
Ağırdır, Cumhurbaşkanı ve kurmaylarının hesapladığı bir başka siyasi hedefe daha dikkat çekiyor ve “Cumhurbaşkanı ne kadar kendine göre tanzim etmiş olursa olsun muhtemelen hala devlet mekanizmasının nereye kadar yanında durup durmadığını da test ediyor bir yandan. O mekanizmanın şimdilik yanında olduğunu söylemek mümkün. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının asıl kritik ve Cumhurbaşkanı’nın da sonuçlarını görmeye çalıştığı yönünün toplumsal tepkinin boyutu olduğunu sanıyorum” diyor.
Son beş yıldır süren ekonomik buhran ve refah seviyesinde gerileme, siyasi gerilimler ve çözümsüz bırakılan sorunlar, çok büyük vaadlerle gidilen sistem değişikliği ve yükseltilen beklentilere karşın bir dizi başarısızlık gibi birçok nedenin AKP seçmenini partiden uzaklaştırdığını belirten Ağırdır, şunları söylüyor:
“Ak Parti seçmeninin bir kısmı partiden uzaklaştı, bir kısmı da henüz uzaklaşmadıysa da tereddütlü. Şimdi Cumhurbaşkanı İstanbul Sözleşmesi kararıyla seçmenini nereye kadar ikna edebileceğini, nereye kadar dönüştürebileceğini test ediyor olabilir mi?
Aynı zamanda seçmenini artıramıyorsa da gidişe engel olmanın yolu olarak 2013’den beri sürdürdüğü gibi seçmenini bir kimliğin içine hapsederek, o kimliğin tüm bagajına sahip çıkmasını hedefliyor olabilir mi?
Yani bu hamle, bir bakıma, test sürüşü sayılabilir mi? Tek açıklama elbette bu değil, ama peş peşe gelen hamlelerin telaşla, aynı anda tüm düğmelere basmak olabileceği gibi oldukça düşünülmüş, taşınılmış hamleler olması da mümkün.”
Bin 14 taşınmazın vakıflara devredilmesine ilişkin de “İstanbul gibi bir metropolde bu taşınmazların tarihi değeri kadar bugünkü ekonomik getiri ve rant değerleri önemli. Şimdi bu mekanlara ve ekonomik güce sahip olacak vakıfların, bu vakıfları yönetecek olan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından atanacak yöneticilerinin kimler olacağı konusunda herhalde hiç kimsenin tereddütü yok” diyen Ağırdır, “Bu karar kısa vadede yerel yönetimin yetkisini tırpanlamak gibi görünse de bir siyasal ve kültürel kimliğin örgütlü öncülerine ne türden bir güç transferiyle karşı karşıya olduğumuz açık. Tüm bunları yan yana koyunca iktidar bloğunun tüm yatırımının seçimi kazanmak kadar, kaybetme durumunda da bir savunma stratejisi geliştirmek olduğu anlaşılıyor” ifadelerini kullanıyor.
Ağırdır şöyle devam ediyor:
“Bugünkü siyasi tablodan bakıldığında iktidar ile muhalefet bloğu arasında hala 48-52 aralığına sıkışmış bir tablo var. Eğer bu tablo bozulmazsa şöyle bir olasılık da var: Muhalefet Cumhurbaşkanlığı seçimini kazansa bile Meclis’te 5-10 milletvekilliği farka dayanan dağılım kuvvetli ihtimal. En azından bugünkü seçmen tercihleriyle.
Bu durumda muhalefetin parlamenter sisteme dönüş vaadi hayata geçirilemez. O zaman da seçilecek kişinin bunca kutuplaşmış, gündelik hayatın her hücresine kadar örgütlenmiş bir toplumda nasıl iktidar olabileceği, başarılı olup olamayacağı önemli bir sorudur. Bu nedenle iktidarın kazanma hamleleri kadar, kaybettiği durumda muhalefetin ülkeyi yönetemeyeceği, bir yıl içinde yeni seçimi zorlayacağı bir savunma stratejisi geliştiriyor olduğunu da dikkate almak gerekebilir.”


















