Erdoğan’ın yarın yapacağı konuşmada açıklaması beklenen “İnsan Hakları Eylem Planı”nda başta yargı olmak üzere bir dizi alanda yeni uygulamaların yer alması bekleniyor.
Anadolu Ajansı (AA) ve Habertürk’te yer alan haberlere göre, bu planda 11 ilke, dokuz amaç ve 300’den fazla faaliyetin yer alması öngörülüyor. Getirilecek düzenlemelerin bir kısmının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) yeni bir yargı paketi olarak sunularak yasalaşması, bir bölümünün de idari kararlarla hayata geçirilmesi planlanıyor.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın açıklayacağı reformların temasının “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” olduğunu söyledi.
Açıklama öncesi BBC Türkçe’nin görüşlerine başvurduğu insan hakları savunucuları ve dernekleri, beklentilerinin yargı bağımsızlığının sağlanması, ifade özgürlüğünün iyileştirilmesi, ayrımcılığa son verilmesi ve Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere bazı yasal düzenlemelerin “ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı şekilde kullanımına son verecek” bazı adımların atılması gerektiğini söylüyor.
Yargı bağımsızlığı öncelik
İnsan hakları, son yıllarda Türkiye’de iktidara yönelik gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında en fazla eleştirinin yöneltildiği alanlar arasında yer alıyor.
Hazırlanan uluslararası raporlar ve sivil toplum kuruluşları, özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından başlatılan ve iki yıl süren olağanüstü hal (OHAL) dönemiyle birlikte insan hakları ve özgürlüklerle ilgili durumun kötüleştiğine dikkat çekiyor.
Türkiye ise insan hakları ve özgürlüklerin durumuna ilişkin değerlendirmelerin “siyasi” gerekçelerle yapıldığını belirterek bu iddiaları kabul etmiyor.
İnsan Hakları Eylem Planı ile ilgili olarak BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Ankara Şube Müdürü Abdurrahman Ünlü, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından hem devletin hem de siyasetin “travmatik bir psikolojiye sürüklendiğini” ve OHAL döneminin bazı uygulamalarının kalıcı hale getirildiğini söyledi.
Ünlü, “En temel beklentimiz OHAL psikolojisinden ve uygulamalarından çıkılarak hukuka dönülmesidir. OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar hukuka ve insan haklarına uygun bir bakış açısı ile tekrar gözden geçirilmelidir. Çok sayıda hukuksuz mağduriyet giderilmelidir” dedi.
Uluslararası Af Örgütü Savunuculuk ve İnsan Hakları Eğitim Program Direktörü Ruhat Sena Akşener de İnsan Hakları Eylem Planı’nın yaklaşık iki yıldır bu konuda görüş beyan eden sivil toplum kuruluşlarının değerlendirmelerini yansıtmasını ve kapsayıcı olmasını beklediklerini söyledi.
Akşener, Uluslararası Af Örgütü çalışma alanı içerisinde önceliklerinin yargı bağımsızlığı olduğunu vurguladı ve şunları söyledi:
“Yargı bağımsızlığının tam ve mutlak biçimde garanti altına alınması ve yürütmenin yargı üzerindeki etkisini ortadan kaldıracak anayasal ve yasal tüm değişikliklerin derhal yapılması gerekiyor. Elbette sadece yasal değişiklikler yeterli değil, uygulamada da yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını güvence altına almak için gerekli her türlü adımın atılarak ifade ve toplanma özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin önündeki tüm kısıtlamaların kaldırılması öncelikli tavsiyemiz.”
Akşener, diğer beklentilerini son dönemde artan işkence ve kötü muamele iddiaları gibi devlet görevlilerinin gerçekleştirdiği öne sürülen ihlallerle ilgili etkili ve tarafsız soruşturma, cezasızlığın sona erdirilmesi, gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu bulunan gazetecilerin serbest bırakılması ve LGBTI+lar, etnik, dini ve kültürel topluluklar, mülteciler ve sığınmacılar dahil olmak üzere dezavantajlı grupları hedef alan her türlü nefret söylemi ve suçun önlenmesi olarak sıraladı.
MAZLUMDER’den Ünlü de yargının “ciddi biçimde örselendiğini ve büyük yara aldığını” öne sürdü ve şunları ekledi:
“Yargı ciddi biçimde örselenmiş ve büyük bir yara almıştır. Adil Yargılanma Hakkı herkes için temel bir korunaktır. Yargının bürokrasi ve iktidarlara, onların değişimine ya da günübirlik siyasi tutumlara göre değil, hak ve adalete göre yapılandırılması gerekmektedir. Başta HSK’nın [Hakimler ve Savcılar Kurulu] yapısından başlayarak ‘bağımsızlık ve tarafsızlık’ ile ‘hâkim güvencesi’ kavramlarının mevzuatta ve uygulamada hayatiyet kazanması gerekmektedir.”
‘Terörle Mücadele Kanunu’ ile ilgili kaygılar
Hak savunucuları ve insan hakları örgütlerinin üzerinde durduğu bir diğer konu da Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yapılan tutuklama ve başlatılan yargı süreçleri.
Bu alanda Türkiye’ye TMK, Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu gibi bazı yasal düzenlemeleri muhalifleri bastırmak için kullanıldığı yönünde eleştiriler yöneltiliyor.
Türkiye ise alınan bu önlemlerin özellikle darbe girişimiyle birlikte “terörle mücadele” kapsamında güvenliği artırıcı adımlar olduğunu söylüyor. İktidar, uluslararası alanda tepki toplayan ve hak savunucularının eleştirdiği bazı davalarla ilgili yargının bağımsız olduğunu ve tüm bunların yargı süreçleri olduğunu belirtiyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb, Türkiye’nin en önemli insan hakları sorunlarından birisini, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki düzenlemelerin “kötüye kullanılarak”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında koruma altında olan ‘eleştirel düşünceyi dile getirmek ve şiddet içermeyen eylemlere katılmak’ gibi faaliyetlerde bulunan kişilerin tutuklanması ve yargılanmasına yol açması olduğunu söyledi.
Sinclair-Webb, “Türkiye, terörle ilgili suçlamaları son beş yıl içerisinde hükümete muhalif ve karşıt olarak algılanan kişilere karşı yaygın ve daha önce görülmemiş bir şekilde kötüye kullanıyor. Yüz binlerce kişi hakkında terör bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturmalar cadı avından ibaret bir hal alıyor” dedi.
Sinclair-Webb, açıklanacak bir reform planının “terörle mücadele düzenlemelerinin sistematik bir şekilde kötüye kullanılmasını sonlandırmanın” yollarını içermesi ve “cadı avının” sona ermesi gerektiğini vurguladı ve şunları söyledi:
“İktidar, yargı sisteminde çok ciddi reformlar yaptığını öne sürmeye devam ediyor ancak terörle mücadele yasasının kapsamlı bir şekilde kötüye kullanılması sorunu ortadan kalkmadıkça gerçek bir ilerleme kaydetmek mümkün değil ve halkın emniyet güçleri, savcılık ve mahkemelere yönelik güveni de sarsılmaya devam eder. Elbette, muhalif düşünceleri hedef almak için düzenli şekilde kullanılan başka suç türleri de bulunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklayacağı eylem planının bu olgulara çözüm getirmesi gerekiyor. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan ve diğer birçok kişinin tutukluluğu devam ettiği ve Türkiye’nin de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamak zorunda olmadığını söylediği bir dönemde, açıklanacak bir insan hakları eylem planı da üzerine yazıldığı kağıttan daha değerli olmayacaktır.”
MAZLUMDER’den Ünlü, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının yok sayılmasının hukuk devleti ilkesi ve devlet ciddiyeti ile bağdaşmadığını belirtti.
Ünlü, “Bazı tutuklama kararları açıkça hukuka aykırıdır. Hak etmediği halde tahliye edilenler, tahliye olması gerekirken tutuklananlar adalete olan güveni zedelemektedir. Görülmekte olan bir davada tahliyelerden sonra aynı gün içinde başka bir dava ile aynı kişinin yeniden tutuklanması kamuoyunda davaların hukukiliği konusunda şüpheleri derinleştirmektedir” dedi.
Ünlü, dernek olarak diğer beklentilerini; hükümetin işkenceyi ‘sıfır tolerans kararlılığıyla’ tekrar gündemine alması, Adli Kolluk’un acilen kurulması, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının kısıtlanmaması, İnfaz Kanunu ve TCK’daki ceza dengesinin kurulması için adımlar atılması, kayyum atamalarından vazgeçilmesi, kamuya personel alımında mülakatların kaldırılması olarak sıraladı.
Adalet Bakanı Gül ise Hürriyet gazetesinden Abdülkadir Selvi’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’nin dünyaya “Biz hem terörle mücadele ederiz, hem demokratik reformları gerçekleştiririz” mesajı verdiğini söyledi.
Gül, reformların hayata geçirilmesi sürecinde 128 düzenlemenin yapılmasının hedeflendiğini belirtti:
“Bir kişi bile bir yanlış yapıyorsa, onu gidermek lazım. Demokrasilerin en önemli özelliği olan ‘check-balance’ sistemini korumak gerekiyor. Adalet sadece mahkemelerin verdiği adalet değildir. Aile hayatında da, imarla ilgili bir sorunda da, adalet eksikliği hissettiği hangi konuda olursa olsun, insanlar adaletin tecelli etmesi için yargıya başvuruyor. Bizim hedefimiz de bu reformlarla Kızılay Meydanı’nda da İstiklal Caddesi’nde de insanlara dokunmaktır. Onların adalet arayışlarına yanıt vermektir.”
Türkiye’nin insan hakları bilançosu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle yayımladığı mesajda, bugüne kadar hayata geçirilen reformlarla hak ve özgürlükleri kısıtlayan birçok engelin ortadan kaldırıldığını belirtmişti.
Erdoğan, “Demokrasimizi güçlendirerek, hukukun işleyişini hızlandırarak, hak arama yollarını genişleterek ülkemizi hak ve özgürlükler alanında 18 yıl öncesine göre çok daha ileri bir noktaya taşıdık. Milletimizin talep ve beklentileri doğrultusunda, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar çerçevesinde reform irademizi kararlılıkla sürdürüyoruz” demişti.
Ancak özellikle son yıllarda hak ve özgürlükler konusu, Türkiye’nin en fazla eleştiriye maruz kaldığı alanların başında geliyor.
Avrupa Birliği (AB), en son Aralık ayında gazeteci Can Dündar’ın MİT tırları davasında 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla ilgili kaygılarını dile getiren bir açıklama yaptı.
AB sözcüsü, Türkiye’de “hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı alanında süregelen olumsuz gelişmelerle ilgili kaygılarını” dile getirmeyi sürdürdüklerini belirterek, ikili ilişkilerin “temel taşı” olarak nitelendirdiği temel haklar konusunda “somut ve sürdürülebilir bir ilerleme” çağrısı yaptı.
Avrupa Komisyonu’nun 2020 sonlarında açıkladığı son İlerleme Raporu’nda, 2016’daki darbe girişiminin ardından başlayan ve Temmuz 2018’de sona eren olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının “demokrasi ve temel haklar üzerinde kayda değer etkiler” yapmayı sürdürdüğü değerlendirmesine yer verildi.
Raporda, insan hakları, temel haklar ve ifade özgürlüğü konusunda durumun kötüleşmeye devam ettiği ifade edildi; “OHAL döneminde yürürlüğe sokulan düzenlemelerin büyük bir bölümü halen geçerliliğini koruyor ve güçlü ve olumsuz etki yaratmayı sürdürüyor” denildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı 2019 insan hakları raporunda da darbe girişimi sonrası temel hak ve özgürlüklerle ilgili durumun kötüleştiği değerlendirmesi yapılıyor. Raporda, Türkiye’de yargısız infaz, kaçırılma, işkence, keyfi tutuklama, terörle mücadele düzenlemeleriyle ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, internet ve medya üzerindeki baskılar ve kadın ile LGBTİ+ gibi azınlık gruplara yönelik şiddet eylemleri gibi “kayda değer insan hakları ihlallerinin” bildirildiğine dikkat çekildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, “Hükmet, insan hakkı ihlallerine imza attığı öne sürülen güvenlik güçlerinin ve diğer kamu görevlilerinin soruşturulması, yargı önüne çıkarılması ve cezalandırılması konusunda çok sınırlı adımlar attı. Cezasızlık bir sorun olmaya devam ediyor” değerlendirmesini yaptı.
Birleşmiş Milletler de 2020’nin son aylarında üye devletlerde insan haklarının durumuna ilişkin yaptığı olağan gözden geçirmede Türkiye’ye “yargı bağımsızlığının azalması ve soruşturma ve tutuklamaların hükümetin muhalif ve karşıtları olarak algılanan kişileri hedef alacak şekilde kötüye kullanımı ve gözaltında işkence ile kötü muamele gibi kamu görevlileri tarafından işlenen ihlallerle ilgili etkili soruşturmaların yürütülmemesi” konularında adım atmaya çağırdı.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’un yıllık olarak açıkladığı Dünyada Özgürlükler Raporu’nda, Türkiye 2018 yılından bu yana “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde bulunuyor.
Freedom House’a göre, özgürlüklerin 2016 yılından bu yana düzenli olarak azaldığı Türkiye, 2018’e kadar geçen 10 yıllık süre içerisinde özgürlüklerin en çok azaldığı ülke oldu. Demokrasi ve özgürlükler konusunda bir dizi kriter göz önüne alınarak hazırlanan raporda, Pakistan, Uganda, Cezayir, Ürdün, Kuveyt, Kırgızistan ve Bangladeş gibi ülkeler Türkiye’den daha yüksek puana sahip.
İhlal başvurularında son durum
Türkiye’de kanunlar çerçevesinde insan hakları ihlaline yönelik iddialarla ilgili başvurulabilecek bazı merciler bulunuyor. Bunlardan birisi 2012 yılından bu yana bireysel başvuru hakkının tanındığı Anayasa Mahkemesi (AYM).
Yargı sürecine gidilmeden başvurulabilecek bir diğer mecra da 2012 yılında kurulan ve 2013 yılında mevcut yapısına kavuşan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK). Kuruluş kanununa göre, bu kurum “insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmak; işkence ve kötü muamele ile mücadele etmek; şikâyet ve başvuruları incelemek ve bunların sonuçlarını takip etmek; sorunların çözüme kavuşturulması doğrultusunda girişimlerde bulunmak; bu amaçla eğitim faaliyetleri yürütmek; insan hakları alanındaki gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek amacıyla araştırma ve incelemeler yapmakla görevli ve yetkili.”
Ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından AİHM’e de gidilebiliyor.
AYM Başkanı Zühtü Arslan, Şubat ayı içerisinde yaptığı açıklamada, 2012 yılından bu yana 300 binin üzerinde bireysel başvuru yapıldığını belirtti.
Arslan, “Bireysel başvuruda şu ana kadar toplam 14 bin 355 ihlal kararı verilmiştir. En fazla ihlal edilen haklar sıralamasında ilk sırada yüzde 63,4 ile adil yargılanma hakkı, ikinci sırada yüzde 19,3 ile mülkiyet hakkı, üçüncü olarak da yüzde 4,2 ile ifade özgürlüğü gelmektedir. Bu ihlal kararlarının toplumun farklı kesimlerinin yaptıkları başvurulara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır” dedi ve yeni ihlallerin önlenmesi çağrısı yaptı.
AİHM de Ocak ayı sonunda 2020 bilançosunu açıkladı. Buna göre, Türkiye, 11 bin 750 başvuru ile Rusya’nın ardından yıl içinde en fazla başvuru yapılan ikinci ülke oldu.
Türkiye’den yapılan başvuruların çoğunlukla “hukuk dışı gözaltılar” ile ilgili olduğu açıklandı. AİHM Başkanı Robert Spano, geçen yıl Türkiye’den gelen başvuruların bir yıl öncesine oranla yüzde 27 artış gösterdiğini belirtti.
TİHEK de 2019 yılı faaliyet raporunda, yıl boyunca gelen toplam şikayet ve taleplerin sayısının 1286 olduğunu belirtti. Buna göre, Ulusal Önleme Mekanizması kapsamında yapılan başvurularda birinci sırada 273 şikayet ile işkence ve kötü muamele yasağıyla ilgili ihlal iddiaları yer alıyor.
TİHEK’in 2020 raporu henüz açıklanmadı.
KAYNAK: BBC TÜRKÇE – İREM KÖKER